Yaşanmış hayatların hiç bir zaman ispatına gerek duyulmadı. Samimi gözler her defasında anlatılanların gerçek olduğuna ikna etti bizi. Söz konusu ispat olsa bile bunun gerçekleşmesi imkansız gibi bir şey. Şimdi ben, bir aşk yaşamışım ve bunu ispat etmek istiyorum! Nasıl mümkün olsun ki bu? En fazla "gel kardeşim sor şu kız, bak ben bu kızla vakti zamanında bir aşk yaşadım" diye sormak istesem, o kız böyle bir şeye de izin vermez ki, nasıl versin? Kocasıyla ayrılmanın eşiğine getirir bu durum. Kim mutluluklarının bozulmasını ister ki? Hangi insan durup oturduğu yerde sıkılmak, mutsuz olmak ya da içinden çıkamayacağı bir durumla karşı karşıya gelmek ister ki? Kimse bunu göze alamaz ve kimse de olmuş bitmiş bir yaşanmışlığı ispatlama peşine düşemez. Bilim olsa anlarım ama tecrübelerin elde ettiği bir gerçeği kimse kimseye karşı ispatlamak istemez. Göze alması güç şeyler kendini baş gösterir bu durumda. Biz insanların samimi gözlerle, bizi fazlasıyla dinlemeye meğillendirecek ses tonlarıyla anlatılanların gerçek olduğuna inanırız. Ne de olsa gerçek, tecrübelerin ilimden üstün olduğundan yana. Daha başka bir gerçeğin, kimseyi yormasına izin verilmez. Fakat şu var ki, bunun farkında olan insanlar bir de bunu kullanmak gibi sahtekarlığa başvurmuyor mu, işte o an gerçekten yaşanmış hikayelerin verdiği tecrübelerin, insanları başka yaşanmışlıklara meğletmesi, olmak istediğimiz kişi konumunun peşinde olmanın güçlüğüyle karşılaştırıyor bizi. Olup bitenlerin ardına bakmadan yola devam etmek keyif veriyor bir yerde bizlere.
0 yorum:
Yorum Gönder