Ömrümüz bir ağacın dalında sallanıyor, yerinde olmayan bir dengesizlik bizi kendi sonumuzu yazmaya itiyor. Kendi sonumuza bile bile yaklaşmaktan da nasıl oluyorsa geri durmuyoruz. Her ne kadar bu böyle olsa bile, yerinde görmediğimiz bir dengesizlik kendimizi, haklı olanın bile bu denli görmediği bir haklı konumuna öyle getirebiliyoruz ki, yeter ki bize bu fırsat verilsin, Yeter ki bir açık görelim, kendi açıklarımıza gör olan gözlerimizle. Aynanın karşısın her gün kırk kere çıkmamıza rağmen ne gördüğümüzü, ne olduğumuz anlamdan kendi kusurlarımızı örtbas edecek tonlarca şey farkedebiliyoruz. Kendimizi yormadan, ekmek elden su gölden, ayran köyden felsefemizde neden hiç değişmek bilmiyor. Masa başı işlerini bir çoğumuzun tercih etme nedeni de aslında buradan kaynaklanıyor. Görenlerin motora benzettiği kıçımızın üzerinden her şeyi öyle güzel hallettiğimize de inandırmışız ki kendimizi, her şeyi biz biliriz, her şeyden biz anlarız, en iyisini de yine biz yaparız. Bok yaparsınız, zaten boktan başka da bir şey yapamazsınız ya. Çünkü ye iç yat, illaki bir yerde biriktirdiğin ne varsa sıçmak zorunda kalıyorsun, sanki bütün bir gün yaptığın başka bir iş yokmuşçasına. Anlat anlat sıç, anlat anlat sıç. Ne sinir oluyorum böyle kendini bilmez oturduğu yerden her boku bilip susmak bilmeden anlatıp duran siktiğimin salaklarına, ulan her boku da bilmeyin be..
Devamını Oku